KALSİYUM METABOLİZMASI

Vücutta ortalama olarak 1-2 kg kadar kalsiyum bulunur. Bunun % 98-99’u kemiktedir ve ancak % 1 kadarı ekstrasellüler sıvıda bulunur. Ekstrasellüler sıvıda bulunan kalsiyum nöromüsküler uyarılma, pıhtılaşma, hücre sekresyonu, enzim aktiviteleri, hücre içi ileti, hücre membran bütünlüğü gibi vücudun çok önemli fonksiyonlarında rol alır. Ekstrasellüler kalsiyum seviyesi 8.5-10.5 mg/dL (2.1-2.6 mmol/L) fizyolojik aralığında sıkı bir şekilde korunur. Plazmadaki kalsiyum iyonize (%50), albümine bağlı (%40) ve anyonlarla kompleksler (%10) halinde bulunur. Metabolik olarak aktivite gösteren kısım serbest olarak adlandırılan iyonize kalsiyum kısmıdır. Total kalsiyum seviyesinin azalmamasına rağmen alkoloz durumunda albumine bağlı kısım artarak iyonize kısım azalır ve kalsiyum düşüklüğüne bağlı belirtiler görülebilir. Bunun tersi olarak asidoz durumlarında da total kalsiyum seviyesi düşmesine rağmen iyonize kısım oranı arttığından hipokalsemi belirtileri görülmeyebilir.

Günde ortalama olarak alınan kalsiyum miktarı toplumların süt ürünleri tüketimine göre değişmektedir. Gelişmiş toplumlarda 1000 mg üzerinde iken gelişmemiş toplumlarda 200 mg altındadır. Ortalama olarak ideal olarak 1000 mg üzerinde, en az 500 mg üzerinde alınması önerilir. Hamilelikte, lohusalıkta, pubertede ve postmenapozal dönemde kalsiyum ihtiyacı artar. Diyetle alınan kalsiyumun ancak % 30-70 kadarı ihtiyaca göre emilir. Geri kalan kısım gaita ile atılır. Gastrointestinal sisteme ayrıca sekresyon olduğundan renal yolla atılan kalsiyum miktarı günde ortalama 100-300 mg kadardır. Glomeruler filtrata geçen yaklaşık 10.000 mg kalsiyum olmasına karşın % 98 i reabsorbe olarak ancak % 2 si atılır.

Serum iyonize kalsiyum seviyesinin dengede tutulmasında en önemli hormon paratiroid hormondur (PTH). PTH kemikte osteoliz ve rezorbsiyon ile kalsiyumun mobilizasyonunu ve böbrekten kalsiyum rezbsorbsiyonunu artırır. Ayrıca D vitamininin (vit D) böbrekte aktif hale dönmesini sağlar. Kalsiyum seviyesinde oluşan düşmelerde çok hızlı mekanizmalarla kemiklere direkt etki ile rezorbsiyonu, böbreklere direkt etki ile kalsiyum reabsorbisyonunu ve barsaklarda Vit D aracılığı ile indirekt olarak kalsiyum absobsiyonunu arttırır. Tersi durumda da salınmasındaki inhibisyon ile ters yönde etki görülür. Bu etkiler ile serum kalsiyum seviyesi sürekli olarak çok dar limitler arasında tutulmaktadır.

D vitamini bir kolesterol derivesidir. Ultraviyole ışığı ile 7-dehidro kolesterol provitamin D3 haline döner. Dermisten kana geçerek karaciğerde 25. karbonundan ve daha sonrada böbrekte 1. karbonundan hidroksillenerek 1,25 dihidroksikolekalsiferol haline yani aktif vitamin D3 haline döner. Yağ dokusunda depolanabilir. Günde ortalama 200-400 IU D vitaminine gereksinim vardır. Yeterli güneş ışığına maruz kalındığında diyetle alınması gerekmediğinden D vitamini aslında bir vitamin değil hormondur. Balık karaciğerinde, ette, yumurtada az miktarlarda bulunur. Diyetle alınan genellikle günlük gereksinimi karşılamak mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerde süt ürünleri, margarin ve ekmek D vitamininden zenginleştirilmiştir.

Vit-D etkisini esas olarak ince barsaklarda gösterir. Kalsiyum ve fosfat absorbsiyonunu arttırır. Kemikte mineralizasyonu sağlar. D vitamini sentezini PTH yanında hipokalsemi ve hipofosfatemi de uyarır. Bu uyaranlar sayesinde serum ve depolarda bol bulunan 25-OH kolekalsiferolden 1,25-OH-kolekalsiferol yani aktif Vit-D sentezlenmiş olur.

Kalsitonin etkisi kemikte rezorbsiyonu azaltmak, böbrekte kalsiyum reabsorbsiyonunu azaltmak, fosfat reabsorbsiyonunu artırmaktır. Ancak kalsiyum metaboizmasının dengede tutulması için kalsitonin mutlaka bulunması gereken bir hormon değildir. Örneğin vücutta kalsitonin salınımının olmadığı total tiroidektomili olgularda kalsiyum metabolizmasında dengesizlik olmaz. Bu durumlarda PTH ve Vit-D kalsiyum metabolizmasını dengede tutar. Benzer şekilde kalsitonin aşırı şekilde sentezlendiği meduller tiroid kanseri olgularında da kalsiyum metabolizmasında bozukluk görülmez. Farmakolojik olarak kalsitonin kullanıldığında da serum kalsiyum seviyesi düşürücü etkisinin geçici olduğu bilinmektedir.